DURUMUN VEHAMETİ...
6/1/2009 ·
Biraz önce NTV'de Okan Bayülgen'in programında Türkiye'de ki telekulak durumu konuşuluyordu. Duyduklarıma inanamadım. Yayına bağlanan Savcı ve hakimler birliği başkanının iddiası şöyleydi: Türkiye'de 70 milyonun tüm telefon görüşmeleri içerik olarak dinleniyor ve kim kiminle ne zaman ne kadar konuştuğunun bilgisi izlenerek kayıt altına alınıyormuş. Yapılan bir yasa ile tüm bu bilgilere Emniyet ve Mit'in ''suç öncesi'' istihbarat amacıyla ulaşabildiğini vurguladı. Ayrıca tüm mail trafiğinin de izlendiğinin ve kayıt altına alınabildiği de programdaki diğer konuklar tarafından belirtildi. Devlet tarafından görevlendirilen bir telekominakasyon komisyonundan ve bu komisyonun başkanının başbakan tarafından belirlendiğinden ve başbakan'a raporlama yaptığından da bahsedildi... Elbette bu dinlemeler ve izlemelerin terörü engellemek adıyla yapıldığını ancak tüm Türk vatandaşlarının bu kapsamda değerlendirilmesinin insan haklarına aykırlığı vurgulandı programda... Elbette bu 70 milyonun içinde sade vatandaş da var, hakimler de savcılarda ....
Yasama ve (kadrolaşma nedeniyle) yürütmenin iktidarın elinde olduğu düşünülürse bağımsız olması gereken yargının bağımsızlığından nasıl bahsedilir bu durumda?
Tüm bu veriler değerlendirilerek, şu anda devletin 70 milyon vatandaşın siyasi profilini çıkarması da söz konusu, fişlemesi de.... Ben de burda çıkmış düşünce özgürlüğünden bahsediyorum... Ne ironik bir durum.
Size geçenlerde yaşadığım bir olaydan bahsetmek istiyorum. Bir meslek odasının paneli nedeniyle Batı Anadolu'da bir şehirde idim. Panelin açılışında kentin AKP'li belediye başkanı konuşma yapmak için çıktı. Önce meslek odalarıyla elele verelim çalışalım diye başladığı konuşmasına ben birsürü proje yaptım ama sizler beni desteklemediniz; CHP'li olsam desteklerdiniz diye azarlar tonda devam etti... Sigara molası için dışarı çıktım başkanın konuşmasından sonra. Bir meslektaşımla kapının önünde sigara içerken başkanın konuşmasından bahsettik. ''Ne güzel başlamıştı konuşmasına birden ne oldu anlamadım'' deyince arkadaşım. Başbakan'ın üslubu ile konuşuyor dedim. Tekrar içeri gittiğimde bu sohbet sırasında yakınımda olan bir beyin başkanın kulağına birşeyler fısıladayıp beni işaret ettiğini gördüm. Başkan'ın kimmiş araştırın dediğini kulaklarımla duydum... :)))) Ben de o zaman fişlendiğimi düşünmüştüm:) Meğer zaten yıllardır herkesin ne konuşup ne yaptığı biliniyormuş....
Peki ne yapmalıyız. Madem öyle yazmayalım konuşmayalım diye düşünmek iktidarın işine gelen bir durum. Belki de tüm bunlar insanların içine bu korkuyu salmak için abartılmış hikayeler de olabilir. Bu oyuna gelmemeliyiz. Ama bu durumun öncelikle insan haklarına, sonra düşünce özgürlüğüne dolayısı ile demokrasiye aykırı bir durum olduğunu herkese anlatmalıyız... Ve hukukçularımızın bu konuda mücadele etmesini sağlamalıyız...

