23/10/2009 · Kategori: GUNCEL
Bir süredir gündemimiz meşgul eden Timuçin Esen ve magazinciler arasında yaşanan çirkin olay bana yurdum insanının profesyonellik, toplam kalite ve müşteri memnuniyeti konularını hatırlattı. Ne alaka demeyin... Malesef yurdum insanının iş hayatını amatör zihniyeti ve kişisel hırsları yönetiyor. Bu da hayatımızn he alanında kalitesizliği getiriyor aslında... Kalite deyince en önemli konu 'müşteri memnuniyeti'dir. Müşteri illa bişeyler sattığınız birileri anlamına gelmez.. Müşteri iş hayatınıda birşekilde hizmet verdiğiniz herkestir. Elemanı patronun, patron elemanın müşterisidir. Bir şirket içinde her departman ilişkide olduğu diğer departmanın müşterisidir. Buna 'iç müşteri kavramı' da deniyor. Çünki iş hayatındaki başarımızın devamı ve gelişmesi için birbirine ihtiyacı olan tüm bu insanlar, birbirlerine müşteri muamelesi yapmaları ve kaliteli hizmet vermeleri gerekir. Dış Müşteri Memnuniyetinden ve Kaliteden ancak bu şekilde bahsedebiliriz.
Magazinciler de, ünlüler de bir şekilde işlerini yapıyorlar ve halka satıyorlar... Ama birbirlerine saygı duymayan bu insanların halka da kaliteli bir hizmet vermeleri elbette beklenemez... Magazinciler '' Biz 3 kuruşa bu ünlülerin arkasında dolaşıyoruz ama onlar daha çok para kazanıyor '' mantığıyla baktığı, elbette düzgünce işini yapam bir magazin muhabirine kaba davranan ünlü de '' biz ünlüyüz bunlar kim'' mantığıyla baktığı sürece bu sektörde toplam kalite anlayışından elbette bahsedilemez.. Bildiğim kadarıyla herhangi bir yayın grubu çıkıp da ''bunlar bizim muhabirlerimizdir. Ama olayların bu şekilde gelişmesindeki hatamız yüzünden özür diliyoruz'' gibisinden bir açıklama yapmadı. Magazin haberciliği her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de bir çok insana iş olanağı sağlayan önemli bir sektördür. Elbette ünlülerin hayatları merak edilir. Ama ben hiç kimsenin Timuçin Esen'in alkollü halini merak ettiğini düşünmüyorum. Olay Karakol'a yansıması haber değeri taşıyabilir belki ama gecenin bir vakti evine gitmek isteyen, alkollü bir oyuncu röportaj vermek istemeyebilir. ve bu onun en doğal insanlık haklarından biridir. Belki de bu sebeple aşırı tepki veren oyuncuya karşı biraz daha saygılı olması gereken magazincilerin de işlerinin olması için halkın sevdiği ünlülere ihtiyacı vardır. Bu sebeple daha profesyonel davranıp olaysız bitebilecek bir röportaj girişimi, polisin de karışmasıyla memeleketimden insan manzaralarına dönüşmüştür...
Kaliteli iş hayatı, profosyonel iş arkadaşları dileğimle.....
23/1/2009 · Kategori: GUNCEL
Türkiye’nin gündeminde en önemli yeri teşkil eden bir dava var. İsmi Ergenekon. 1 yıldır devam eden soruşturma sürecinde sıradan bir vatandaş olarak önce ne olduğunu algılayamadık… Daha sonra bildiğimiz saygı duyduğumuz bir takım aydınların gözaltına alınmasından sonra davanın, iktidarın bir uydurması olduğunu düşündük. İnanamadık. Akp’nin yaptırdığı ankette de çıkan sonuç da böyle idi. Bu kadar büyük çaplı bir soruşturma ve yargı sürecine halkın yarısından fazlası inanmıyor. Bu çok ironik bir durum. Sebepleri çeşitli… Hukukun usülüne göre uygulanmamasının çok önemli bir payı var. Çünkü yargı sürecinde 2 ayrı kavram vardır. (Hukukçu değilim bir hatam varsa özür dilerim.) Esas ve Usül. Her ikiside aynı derecede önem taşır. Biri diğerinden daha az önemli değildir. Ama daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi ülkemizde hukuk kültürü maalesef yerleşik olmadığı için insanlar için usül kavramı önem taşımıyor. Dünyanın her yerinde kanunlar, kurallar uyulması içindir. Ama maalesef biz ‘’kanunda öyle ama uygulamada öyle olmuyor bu işler’’ durumuna alışığız. O yüzden kanun bizde çok da önemli değil. Uygulamada farklı çünkü…
İşte Derin Devlet de aslında böyle bir zihniyetin ürünüdür. Çünkü iktidarı bir şekilde elinde bulunduranlar hukukla halledemeyeceği şeyleri bir şekilde halleder. Çünkü vatanseverdir, görev adamıdır. Kafasının sokaktaki vatandaştan farklı (üstün) çalıştığına inanır. Temelde sokaktaki adamla aynıdır aslında. Hukukla halledemeyeceği işi hukuksuz bir şekilde gizli yada alenen halleder. Şimdi bu ‘vatansever’ olduğuna inanan birtakım insanları bu yüzden yargılıyoruz. Ama yargılarken de yine hukuku ‘usül’ açısından hiçe sayarak yapıyoruz. Çünkü biz de ‘vatanseveriz’ biran önce halledelim şu işi diye düşünüyoruz. 70-80 yaşındaki, yerleri yurtları belli insanları gecenin bir vakti gözaltına alıyoruz. Yanlarında savcı olmadan evlerini arıyoruz. İddianame bile olmadan aylarca hapiste yatırıyoruz. Hatta tüm özel telefon görüşmelerini istediğimiz gibi dinliyoruz ve canımız isterse çarşaf çarşaf yayınlıyoruz. Neden? Çünkü bu vatan millet meselesi ‘’şimdi kim uğraşacak usülle formalite’’ ile… (Formalite lafı bile birtakım gereksiz kurallar sürüsü gibi gelir bize.) Yani sokaktaki adamın da iktidardaki adamların da, bürokratın da askerin de polisin de düşünce yapısı aynı. Bu sebeple bir takım paşalar, aydınlar çeşitli haber programlarına demeç veriyorlar. ‘’ vatansever insanlar nasıl oluyor da bu şekilde yargılanıyor’’ diye.Hepimiz şaşırıyoruz. Alışığız çünkü büyük adamların, meseleleri kendi yöntemleri ile hukuk dışı halletmesine. Sesimiz soluğumuz çıkmaz. …. Yok aslında birbirimizden farkımız…
Peki nedir bu Ergenekon durumu? Çok karışık. Soruşturmanın ucu ‘Susurluk’a kadar dayanıyor. Yani içinde ülkücü mafya da var, Kemalist gazeteciler de var, Yıllarca PKK ile savaşmış komutan da.. Bu farklı görüşlerdeki insanların ortak bir davada yargılanması çok enteresan olsa da hepsinin ortak özelliği ‘’vatansever’’ olması. Eee suç mu şimdi ‘vatansever’ olmak? Hayır elbette değil. Her vatandaş vatanını istediği gibi sever. Yada sevmez. Önemli olan bu değil ki… Suç Vatanseverlik adına hukuk dışı işler yapmaktır. Hangisi yaptı, hangisi yapmadı, hangisinin ki düşünce boyutunda kaldı bilemiyoruz. Bunu yargı belirleyecek. Ancak ‘’Hukuk Devleti’’ mantığının yerleşmediği bir ülkede tüm bunların yaşanması çok normaldir.
Maalesef ülkemizin kuruluşundan itibaren, bölünmez bütünlük ve rejim adına korkularımız vardır. Nedense ya şeriat tehlikesi, ya komünizm yada bölünme tehlikesi hep kapıdadır. Bu yüzden de ‘vatanseverler’’ hep birşeyler yapmak isterler. İşte tam da bu yüzden tüm bunların ortaya çıkıyor olması ise tüm usulsüzlüklere rağmen demokrasi ve hukuk adına sevindirici bir gelişmedir.
Tüm bunlardan gerçekten temizlenmek için ise hukukçusundan, aydınına, bürokratlardan sokaktaki vatandaşa kadar herkesin hukuk mantığını kavraması ve buna göre hareket etmesi gerekmektedir. Yoksa faili meçhullere,insan haklarının ihlaline alışık ülkemde derin devlet şu veya bu şekilde her zaman varlığını sürdürecektir…
2/1/2009 · Kategori: GUNCEL
Bir yılı daha geride bıraktık. 2009' a kriz durumuyla, işsiz, parasız, keyifsiz, herşeye rağmen eğlenmeye mutlu olmaya çalışarak girdik... Ama parklarda içki yüzünden vurulduk, doğlagazla ısınalım derken zehirlendik, kavga ettik, tacize uğradık...
2009'un ilk gününde, Türkiye'de insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha hatırladık... Bazı gazeteler yılbaşı kutlayanın cezası budur dediler sustuk...
...........................
Peki... İç karatmayalım. Halen nefes alıyoruz.. Demek ki bir şekilde karnımız doyuyor... Çok şükür... Anın tadını çıkatalım mutlu olalım. Bir çok yerde bu söylemleri duyuyorum. Bu sanırım bizim tevekkül kültürümüze de çok uyuyor. Bu sebeple de ''en bi aydın'' yazarların ağzından bile bunu dinliyoruz.
(bkz ZÜLFÜ LİVANELİ'NİN YENİ YIL YAZISI...)http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.aspdetay=2009da_mutluluk
__216177_4&Newsid=216177&Categoryid=4&wid=5 = BURAYA TIKLA
İyi de bunları konuşmazsak, yazmazsak, nasıl düzelecek tüm bunlar? Politikayı da abartmamak lazım demiş yazar... Politikayı abartmak ne demek yahu? Ülkenin durumunu yazmak ne zaman politikayı abartmak oldu... Yazarı, aydını böyle derse bir ülkenin, üniversitelisi siyasetle politika ile ilgilenmiyorum sevmiyorum demez mi? Sanki insan olan insanın böyle bir hakkı varmış gibi.... Herhangi bir ülkenin vatandaşı elbette ülkesinde olanlarla, ülkesinndeki yöneticilerinin ne yaptığıyla ilgilenecek, eleştirecek... Çok mu sıkıcı? O zaman palyaçoları seçelim devleti yönetmek için aynı zamanda eğlendirsinler bizi...
24/12/2008 · Kategori: GUNCEL
Son günlerde bir grup aydın'ın bir internet sitesinde yazdığı aşağıdaki metinle ilgili büyük tartışmalar yaşanıyor... Metin şu:
''1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.
Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum...''
Maalesef bu tartışmalar ülkemizde düşünce özgürlüğünün halen yerleşmemiş olduğunu gösteriyor. Üstelik demokrat olduğunu, aydın olduğunu söyleyen kesimlerden bile çok üzücü açıklamalar geldi. Sanırım bu aydınlar tarafından ''düşünce özgürlüğü'', herkes içinden istediğini düşünebilir olarak algılanıyor. Bazı aydınlarımızın düşünce özgürlüğünü düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğü olarak ikiye ayırdığını bile duydum. Hayretler içerisindeyim. Tanım böyle olsaydı zaten böyle bir tanıma ihtiyaç kalmazdı. Çünkü çok şükür kimse kimsenin ne düşündüğünü kendisi ifade etmeden bilemiyor. Zaten herkes istediğini düşünüyor ve buna zaten kimse karışamaz. Anlayamayanlara tekrar anlatmak istiyorum. Düşünce özgürlüğü demek herkesin kendi düşüncesini istediği gibi ifade edebilmesi demektir. Bu ister sözle olur ister yazılı. Bu en doğal insani haklardan biridir. Düşünce ne olursa olsun. İyi düşünce ifade edilsin kötü düşünce ifade edilmesin gibi bir şey olamaz. Kim karar verecek neyin iyi düşünce neyin kötü düşünce olduğuna. Elbetteki toplumun huzur ve düzeni için bir hukuk müessesesi vardır. Modern devletler bir hukuk devleti olmak zorundadır. Hukuka göre eylemler suç ya da suç değil şeklinde değerlendirilmelidir. Ama sadece eylemler. Düşünce hiç bir zaman suç olamaz. En basit örnekle vatandaşın biri çıkıp çocuk pornosu yasal olsun diyebilir. Ya da kadınlara tecavüz suç olmasın diyebilir. Bunu yazabilir yayınlayabilir. Yüz binler de imza atabilir altına. Bu düşünce özgürlüğü kapsamında suç değildir. Birilerinin düşüncesidir. Ama hukuka göre bu suçsa bu eylemi yapanlar cezalandırılırlar ve cezalandırılmalıdırlar. Ancak biri çıkıp çocuk pornosu izleyin ya da hadi kadınlara tecavüz edin derse bu, düşünceyi ifade özgürlüğü değil suça azmettirmek olur. Herhangi bir vatandaş Türkiye'de şeriat istiyorum da diyebilir Komünizm istiyorum da diyebilir ve diyebilmelidir de. Kitap yazabilir. Film yapabilir ve istedikleri gibi yayımlayabilmelidir. Bu düşünceler tartışılabilmelidirler. Ne zamanki bu düşünce için birileri eylem yapar, o zaman bu suç teşkil edebilir ya da etmeyebilir hukuka kalmış bir şeydir bu. Ama maalesef bu kültür sözde demokrat, sözde aydınlarca bile anlaşılamadığından başta bahsi geçen metini oluşturanlara altına imza atanlara 'ermeni ' diyerek, kafatasçı bir yaklaşım sergilemektedirler. Ya da bu bana ermeni dedi diye dava açanlar da aynı kafatasçı davranışı sergilemiş olurlar. Elbetteki bu da onların düşüncesidir. Onlarında düşüncelerini istedikleri şekilde ifade etmeye hakları vardır. Bu metini yazanların ermeni olduklarını, Ermeni Diasporası’ndan para aldıklarını düşünebilirisiniz bunu ifade de edebilirsiniz. Ancak bu insanları vatan haini olarak nitelendirip birilerini bu insanlara hedef göstermek, bu insanların katledilmesi için teşvik etmek, azmettirmek suçtur ya da suç olmalıdır. Çünkü 'vatan hainliği' Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Ancak devletin resmi ideolojisinden farklı düşünmek vatan hainliği olarak adlandırılamaz. Sadece devlet aleyhine eylem yapılması vatan hainliği olarak adlandırılır.
Diğer konu ise devletlerin vatandaş üstü bir kurum olduğudur. Vatandaşlarının düşüncesi devletleri bağlamaz. İsterse tüm vatandaşları aynı şekilde düşünsün devletin bürokratlarının ve seçimle iş başına gelmiş yöneticilerinin aldığı kararlar farklı olabilir. Eğer vatandaş seçtiği yöneticilerden memnun olmazsa bir sonraki seçimlerde tercihlerini değiştirmekte özgürdür. Yöneticiler de bunu düşünerek ya da düşünmeyerek isterlerse vatandaşının düşüncesini dikkate alır, isterse almaz. Ancak yöneticilerin de vatandaşı, düşüncesinden ötürü azarlamaya ya da yargılamaya hakkı yoktur. Yukarıda ki açıklamanın yayınlanması ile ilgili bir başbakan ya da cumhurbaşkanının vermesi gereken cevap ‘’bizim ülkemizde düşünce özgürlüğü vardır. İsteyen istediğin söyleyebilir bu devlet politikasını etkilemez’’ olmalıydı. Öyle ki böyle bir düşünce bir başbakan tarafından bile ifade edilebilirdi. Bu bile resmi bir davranış haline getirilmediği sürece sadece başbakanı bağlayan bir ifadedir.
Ermeni meselesine gelince, 1. Dünya savaşı sırasında gerek Ermeniler, gerek Türkler acılar çekmişlerdir. Bildiğimiz kadarıyla Doğu Anadolu’daki bir grup Ermeni tarafından bazı Türk köyleri yakılmış yüzlerce vatandaşımız katledilmiş. Bunun üzerine Osmanlı devleti çok sayıda Ermeni vatandaşı için tehcir (göç) kararı almıştır. Ancak bu karar göç yolunda bir çok Ermeni’nin (sayılar kesin değildir) öldürülmesi ya da yol koşulları yüzünden ölümü ile sonuçlanmıştır. Elbette ki çok acı bir olaydır. Ayrıca bu tarihi olayların sıralaması ile ilgili de tartışmalar vardır. Yani önce tehcir kararının verildiği sonra Ermenilerin yaptığı katliamların olduğu şeklinde. Her iki şekilde de bir kan davası güdüldüğü ve kısasa kısas uygulandığı ortadadır. Önce kimin başlattığı elbette tarih açısından önemlidir. Ama bu yapılan hataları ve çekilen acıları telafi etmez. Osmanlı Devletinin ya da İttihat ve Terakki cemiyeti’nin bu tarihi kararı tartışılabilir ve tartışılmalıdır da. Tıpkı Sarıkamış’ta ölen askerlerimizin acısı ve bu askeri kararın tartışılabileceği gibi. Ancak yine resmi tarihimize göre tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi bilinçli bir soykırım uygulanmadığı söylenmektedir. Yine de böyle bir iddia varsa tüm ilgili devlet arşivleri taranmalı ve bu konu tarihçiler tarafından açıklığa kavuşturulmalıdır. Ki bildiğim kadarıyla Türk devleti bu konuda bir komisyon oluşturmuş ve gerekli çalışmaları başlatmıştır. Bu bir insaniyet görevidir. Yapılmalıdır.
Yukarıda bahsi geçen metini oluşturanlar ya da metini imzalayanlar kendilerinin de ifade ettiği gibi sadece duygusal davranmış olabilirler. Ya da bir şekilde konunun gündeme gelmesi ve tartışılabilmesi için bunu yapmış olabilirler ya da tamamen başka siyasi amaçlar da güdüyor olabilirler. Ancak sırf böyle bir metin yazdılar ya da böyle düşünüyorlar diye vatan haini olarak suçlanamazlar.
Maalesef ülkemizde henüz düşünce özgürlüğü kültürü de, demokrasi kültürü de tartışma kültürü de henüz yerleşmemiştir. Umut ediyorum ki bir gün tüm bunların yerleştiği ve geliştiği bir düzeye gelebiliriz…